0212 Nerenin Kodu?
Bir sabah uyandım. Hava Kayseri’deki gibi, biraz soğuk, biraz puslu, ama içimde bir sıcaklık vardı. O sıcaklık da neydi, o kadar karışıktı ki… Mutluluk mı, huzur mu, yoksa bir tür yalnızlık mı? O sabah gelen bir telefon, her şeyin değişeceğini bilmediğim bir sabah oldu. 0212… O kadar familiar, o kadar tanıdık bir şeydi ki, hemen cevapsız bırakıp arayan numarayı kontrol ettim. 0212… Evet, İstanbul.
İstanbul’a dair hep bir hayalim vardı.
Beni kucaklayan, hayatıma bir anlam katacak bir şehir, diye düşündüm her zaman. Herkesin bildiği İstanbul. Ama o sabah, 0212’nin kaybolan bir geçmişin hatırlatması gibi geldiğini anlamam zaman aldı. O telefona tıklamam… O yanıtı vermem gerekiyordu, ama içimdekileri öyle net göremedim. Hangi cevap doğru olacaktı? Bunu düşündükçe, “Bir telefonla hayatım nasıl değişebilir ki?” diye sordum kendime.
Ama her şeyin başladığı an, telefonumun çaldığı andı.
İstanbul’u Hayal Ederek
Daha önce İstanbul’u sadece bir hayal olarak görmüştüm. Kayseri’de yaşamak, bazı zamanlar tıpkı bir kutunun içine sıkışmak gibi hissediyordu. Yollar, sokaklar, herkesin birbirini tanıdığı, kimsenin yabancı olmadığı, yüzeysel ama samimi bir hayat… Ama İstanbul? O bambaşka bir şeydi. O kalabalık, o gürültü, o farklılıklar, o nehir gibi akar gibi giden hayat… Ne vardı ki, orada beni bekleyen?
Her şey bir yanılgıydı aslında. Çünkü İstanbul’a dair bildiğim her şey, başkalarının anlatımlarından, şarkılardan ve bazen de filmlerden ibaretti. Ama bir telefon geldi, işte bu anı hatırladım. 0212, İstanbul’un kodu.
O Telefon
Arayan numara, o kadar tanıdık geldi ki. İçimden bir şey, “Açma” dedi. Bir korku mu? Korku, neydi ki? Belki de korku, hayalini kurduğum bir şehri, gerçek hayatta yaşamak zorunda olma korkusuydu. Gerçekten istiyor muyum, ya da sadece istemek mi? Kayseri’deki evimde bile içim soğuk, kafam karışıktı. Ama o telefonu açtım. Ne olursa olsun, açmalıydım.
Ve işte o an…
“Merhaba, ben İsmail. 0212 numaralı İstanbul hattından arıyorum. Bugün seni ofisimize davet etmek istiyoruz. Bir görüşme yapabilir miyiz?”
Ve bu kadar. Geriye, sesimin titremesi, ellerimin buz kesmesi ve o an, aslında ne yapmam gerektiğini bilememek kaldı.
“Tabii ki, müsaitim,” dedim. Ama sesim sanki kendime ait değildi.
Bir anda içimi bir heves sarmaya başladı. Kalbim hızlı atıyor, belki de en önemlisi, bir şeylerin başlaması gerekiyordu. İçimden bir ses, “İstanbul, Kayseri’den bambaşka bir yer. Ne kadar hazır olabilirsin ki?” dedi. Ama ben hazırdım, buna inanmak istedim.
İstanbul’a Gitmek
İstanbul’a gidişim, hayatta hiç yaşamadığım bir heyecandı. Havaalanına gidişim, uçakla havalanış, İstanbul’un yüksek binalarına yaklaşırken, şehri ilk kez gerçekten görmek… Hepsi o kadar yoğun, o kadar hızlı geçti ki. Hızlıca kaybolan bir fırsat gibiydi. Ne mi vardı orada? Bir süreliğine her şeyin gerisinde kalması, Kayseri’nin sakinliğinden çıkıp o hızlı, delikanlı hayata atılmak.
Ama telefonun ardındaki ses, bir anlamda neyi aradığımı da netleştiriyordu. İstanbul, tam olarak beklediğim gibi değildi. O kadar çok varlık ve enerji vardı ki, o karmaşayı sindirmek o kadar kolay değildi. Kayseri’de her şey sanki bir düzene oturmuş gibiydi, buradaysa bir şeyler eksikti.
Geriye Dönmek
Ve işte o gün geldi. İstanbul’a gelirken içimde beliren umut ve heyecan, birkaç gün sonra biraz daha azalırken, içimdeki boşluk büyüdü. Her şey çok kalabalıktı. “0212”nin sokaklarına adım attığımda, o kadar yabancılaştım ki. Burası çok büyüktü ve ben hala buraya ait değildim. Kayseri’yi düşündüm, her şeyin ne kadar sakin ve tanıdık olduğunu… Belki de her şey fazlasıyla yerli yerindeydi.
O gün akşam saatlerinde, yalnız başıma yürürken şehri biraz daha sindirerek, kendime şunları söyledim:
“Belki de 0212 nereye ait, sorusunun cevabını şimdi bulmalıyım. Burada olmak mı, yoksa Kayseri’de olmak mı?”
İstanbul’da yalnızdım. Yalnız ve belki de kararsız… Ama Kayseri’de bir şey eksikti, bu da doğruydu. Her iki taraf arasında kaybolmuş gibiydim. Ama bu telefon, bu numara, belki de bana sadece bir hatırlatmaydı. Hayatımda çok fazla yolculuk yapmadım ama 0212, bambaşka bir şeyin kapısını aralamıştı. Kayseri’de hiç hissetmediğim bir heyecan vardı. Ama burada, İstanbul’da… Bir eksiklik hissi vardı. Bir eksik olma duygusu.
Kayseri’ye Dönüş
İstanbul’a birkaç gün kaldıktan sonra, kaybolmuş gibi hissettim. Kayseri’nin dar, sıcak ama güvenli sokaklarına geri dönerken, İstanbul’un büyüsünden biraz uzaklaştım. O kadar çok insan vardı, o kadar çok kargaşa vardı ki… İstanbul, belki de bir süreliğine, bir zamanlar hayalini kurduğum kadar kusursuz değildi. 0212, İstanbul’un kodu, ama belki de bana göre yanlış numaraydı.
Ve Kayseri’ye dönerken, sanki hayatımda hiç yaşamadığım bir eksiklik vardı. Ama o eksiklik, hayatın bana verdiği bir fırsattı. Bir telefon, bir şehir, bir hayat… Ve bir karar: Belki de her şey, her şehirde bir anlam taşır. O an, İstanbul’da kaybolduğumda fark ettim: Nerede yaşadığın değil, hangi yolda yürüdüğün, kiminle yürüdüğün, hangi duyguları hissettiğin önemlidir.
0212’nin cevabını ararken, belki de bulmam gereken şey, bana ait olan yoldur.