Bir Mesafenin İçine Sığan Hikâye
Bazen insan bazı soruları gerçekten öğrenmek için değil, sadece içindeki boşluğu doldurmak için sorar. Ben de son zamanlarda hep aynı cümleyi dolaştırıyorum zihnimde: “Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Sanki cevabı kilometre değil de bir duygunun karşılığıymış gibi… Sanki o mesafe, birinin neden gitmek zorunda kaldığını ya da neden geri dönemediğini açıklayacakmış gibi.
25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Günlük tutuyorum; her şeyi değil ama içimde ağırlaşan şeyleri yazıyorum. Erciyes Dağı’nı uzaktan gördüğümde içimde hep aynı his: hem aitlik hem uzaklık. Garip bir çelişki. İnsan bazen en çok ait olduğu yerde en çok yalnız hissediyor.
—
Erciyes’i İlk Kez Fark Ettiğim Gün
Erciyes Dağı benim için hep oradaydı ama ben onu gerçekten görmüyordum. Çocukken dağ, sadece kışın beyazlanan bir arka plandı. Büyüdükçe, o beyazlık bana başka şeyler anlatmaya başladı.
Bir gün, Ankara’dan dönen otobüste cam kenarında oturuyordum. Kulaklığımda eski bir şarkı çalıyordu. O an telefonuma bakıp yine o soruyu yazdım:
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Cevaplar hızlıydı: yaklaşık 320-350 kilometre civarı. Ama o rakamın bana söylediği şey mesafe değil, bekleyişti.
O yolun içinde bir ayrılık vardı. Bir başlangıç da vardı belki ama ben hep ayrılığı daha iyi hissediyordum.
Otobüs Kayseri’ye yaklaşırken Erciyes ufukta belirdiğinde boğazım düğümlendi. Sanki dağ değil de içimde bir yere dönüyordum. Ama aynı anda biliyordum ki asıl gidiş, birinin kalbinden uzaklaşmaktı.
—
Ankara Yolu ve Kapanmayan Hikâyeler
Ankara benim için hep bir “başka hayat” oldu. Oraya her gidişimde kendimi biraz eksik, biraz fazla hissediyorum. Eksik çünkü sevdiklerim burada kalıyor. Fazla çünkü orada yeni bir versiyonum ortaya çıkıyor.
Bir dönem sık sık gidip geliyordum. Birini görmek için. Adını yazmaya elim varmasa da zihnimde hep aynı yüz vardı.
Yol uzun değildi belki haritada. Ama içimde uzadıkça uzuyordu.
O günlerden birinde, yine otogarda beklerken bir mesaj geldi. Kısa. Soğuk. Net.
“Gelmene gerek yok.”
O an telefon elimde ağırlaştı. Sanki 320 kilometre sadece dışarıda değil, içimde de açılmıştı.
Yine o soruya döndüm:
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Bu kez cevaplar umurumda olmadı.
Çünkü aslında ölçmek istediğim şey mesafe değil, geri dönmenin mümkün olup olmadığıydı.
—
Otobüs Koltuğunda Düşünmek
Otobüs hareket ettiğinde, camdan dışarı bakarken kendimi hep aynı düşüncede buluyorum: İnsan neden bir yerden başka bir yere gider?
Cevap basit gibi görünüyor: iş, okul, aşk, hayat.
Ama benim cevabım hiç basit olmadı.
Ben gidiyorum çünkü bazen kalmak daha zor.
Ve bazen dönmek, gitmekten daha yorucu.
Yolda telefonumda eski notlarıma bakıyorum. Birinde şunu yazmışım:
“Erciyes’e bakınca içim biraz sakinliyor ama Ankara’yı düşününce içim biraz kırılıyor.”
O zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Şimdi biliyorum: İnsan aynı anda hem bir yere ait olabilir hem de oradan kopmuş olabilir.
—
Erciyes’in Sessizliği
Erciyes kışın bambaşka bir şeye dönüşüyor. Kar yağdığında şehir susuyor gibi geliyor bana. Sanki her şey biraz yavaşlıyor.
Bir gün tek başıma çıktım o tarafa. Teleferiğe binmedim. Sadece uzaktan baktım. Çünkü yaklaşmak bazen bozuyor hissi.
O an aklıma yine o soru geldi:
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Ama bu kez cevabı değil, sorunun kendisini düşündüm.
Belki de o mesafe, bir insanın başka bir insana ne kadar uzaklaşabileceğinin ölçüsüdür.
Belki de hiçbir harita bunu tam gösteremez.
—
Günlük Sayfalarımda Aynı Cümle
Günlüğümün sayfalarında tekrar eden şeyler var. Tarihler değişiyor ama bazı cümleler yerini koruyor.
“Bugün yine Erciyes’e baktım.”
“Bugün Ankara’yı düşündüm.”
“Bugün o mesafeyi merak ettim.”
Ve hep aynı soru:
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Bir süre sonra fark ettim ki bu soruyu yazarken aslında birini unutmaya çalışmıyorum. Sadece onu nereye koyacağımı bulamıyorum.
Çünkü bazı insanlar mesafeye sığmaz.
—
Bir Geri Dönüşün Hikâyesi
Bir yaz akşamıydı. Kayseri sıcaktı ama rüzgâr hafifti. Telefon çaldı.
Uzun zamandır duymadığım bir ses.
“Kayseri’de misin?”
Evet dedim.
“Erciyes’i özledim,” dedi.
O an sustum.
Çünkü ben Erciyes’i hiç bırakmamıştım. O bende kalmıştı zaten.
Buluşmadık. Görüşmedik. Sadece konuştuk. Ama o konuşma bile içimde eski yolları açtı.
Yine o soru geldi aklıma, ama bu kez sesli söylemedim:
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Çünkü artık biliyordum ki bazı mesafeler ölçülmez. Bazı mesafeler sadece hissedilir.
—
Yolun Kendisi
İnsan büyüdükçe yolun varış değil, süreç olduğunu öğreniyor.
Ankara’dan Kayseri’ye, Kayseri’den Erciyes’e uzanan o hat, aslında benim içimde dönüp duran bir döngü gibi.
Bazen gidiyorum. Bazen dönüyorum. Ama her seferinde aynı şeyi fark ediyorum: Ben aslında hiç olduğum yerde kalamıyorum.
Yol beni değiştiriyor.
Ve ben her dönüşte biraz daha farklı birine dönüşüyorum.
—
Mesafe Değil, Hatıra
Şimdi geriye dönüp baktığımda, “Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?” sorusu bana bir sayı gibi gelmiyor.
O bir hatıra.
Bir bekleyiş.
Bir kırılma.
Bir umut.
320 kilometre civarı diyorlar. Belki daha az, belki biraz daha fazla.
Ama benim için o mesafe, bir insanın içindeki boşluk kadar geniş.
—
Son Bakış
Bazı akşamlar Erciyes’e bakıyorum. Şehir ışıkları altında sessizce duran o devasa kütle, bana hiçbir şey söylemiyor gibi görünüyor. Ama ben yine de anlıyorum.
Anlıyorum ki bazı soruların cevabı rakam değil.
Ve bazı yollar, sadece gidilen değil, hissedilen yollar.
“Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre?”
Artık bu soruyu sormuyorum.
Çünkü cevabın içinde kaybolmak istemiyorum.
Ozgulyayinlari olarak “Ankara Kayseri Erciyes arası kaç kilometre” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!
Daha Fazlası İçin: Kredi kartı kaç ay ödenmezse yapılandırılır ?