“Kahve birleşik mi” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Ozgulyayinlari olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.
Kahve Birleşik mi? Bir Akşamın İçine Sığmayan Duygular
Sevgili Ozgulyayinlari ziyaretçileri, bugün “Kahve birleşik mi” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.
Kayseri’nin akşamları sert olur. Rüzgâr sokak aralarına girer, sanki eski günleri yoklar gibi her köşeye dokunur. Ben de o akşamlardan birinde, odamın camına yaslanmış, elimde soğumaya yüz tutmuş bir fincan kahveyle duruyordum. İçimde tuhaf bir sessizlik vardı. Ne tam huzur, ne de tam huzursuzluk… Sanki bir şeyin cevabını biliyordum ama kendime itiraf etmeye cesaret edemiyordum.
Günlüğüme şunu yazmıştım o gün: “Bugün kendimi eksik hissediyorum. Ama eksik olan ne, bilmiyorum.”
Tam o sırada aklıma saçma bir soru düştü: Kahve birleşik mi?
Bir Sorunun Kalbe Çarpması
İlk başta gülümsedim. İnsan bazen böyle anlamsız sorulara tutunur ya, işte öyle bir andı. Ama sonra fark ettim ki, bazı sorular aslında anlamsız değil, sadece fazla dürüst.
Kahve birleşik mi?
Bunu düşünürken elimdeki fincana baktım. Buharı hâlâ yükseliyordu ama ben artık sadece bir içeceğe bakmıyordum. İçimde bir şeyler çözülmeye başladı. Çünkü kahve benim için hiç sadece kahve olmamıştı.
Sabahları uyanma sebebimdi.
Geceleri düşünmemin bahanesiydi.
Bazen de konuşamadığım şeylerin yerine geçen sessiz bir arkadaştı.
Ve şimdi kendime soruyordum: Bir araya gelen bu kadar anı, bu kadar his… gerçekten “birleşik” miydi?
İlk Kahve: Eksikliğin Başlangıcı
Hatırlıyorum… İlk kez gerçekten “kahve içmeyi seviyorum” dediğim günü.
Üniversitedeydim. Kayseri soğuktu, kantin ise her zamanki gibi kalabalık. Param yoktu, cebimde sadece bozukluklar vardı. Bir arkadaşım bana uzatmıştı o ilk kahveyi.
“Al, iç. İyi gelir.”
O an içtiğim şey kahve miydi, yoksa biraz dikkat, biraz dostluk mu bilmiyorum. Ama o fincanın içinde kendimi ilk kez yalnız hissetmemiştim.
Belki de kahve birleşik mi sorusu o gün başladı içimde. Çünkü o andan sonra hiçbir kahve tek başına olmadı benim için. Her yudum, başka bir anıya bağlandı.
Gece ve Kahve Arasında Kalan Düşünceler
O akşam camın önünde dururken, Kayseri’nin ışıkları uzaktan titriyordu. Şehir uyumaya hazırlanıyordu ama ben uyanıktım. Çünkü bazı düşünceler geceyi sever.
Kahve birleşik mi?
Bu soruyu tekrar ettim içimden. Sanki cevap bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi.
Sonra kendime dürüst oldum:
Hayır, dedim. Kahve birleşik değil.
Ama hemen ardından başka bir şey hissettim: Peki neden bu kadar bütün gibi duruyor?
Bir fincan kahve, su ve çekirdekten oluşuyor. Ama mesele bu değil. Mesele, o karışımın insana hissettirdikleri.
O an fark ettim ki, bazı şeyler birleşik olmak zorunda değil. Zaten hissettirdikleriyle bir bütün oluyorlar.
Bir Mesaj ve Yarım Kalan Bir Hikâye
Telefonum titredi. Eski bir mesaj geldi ekrana. Uzun zamandır konuşmadığım birinden.
“Bir gün kahve içelim mi?”
İçimde garip bir şey oldu. Hem heyecan, hem kırgınlık, hem de hafif bir umut.
Parmaklarım mesajın üzerinde bekledi. Yazsam mı, yazmasam mı?
O an düşündüm: Kahve birleşik mi?
Eğer içtiğimiz kahve, konuşamadığımız şeyleri tamamlıyorsa… belki de insanlar da birleşik değildir. Belki herkes biraz eksik, biraz dağınık, biraz yarım.
Ama bir araya geldiklerinde, tıpkı kahve gibi bir şey oluyorlar: anlaşılır hale gelen bir karışım.
Mesajı hemen cevaplamadım.
Çünkü bazı cevaplar, içindeki kahve soğumadan verilmez.
Kahvenin Hatırlattığı İnsanlar
Okumaya Değer: Jürgen Habermas'a göre kamusal alan nedir ?
O gece zihnimde insanlar geçmeye başladı.
Beni dinleyen ama anlamayanlar…
Anlayan ama kalmayanlar…
Kalıp da susanlar…
Hepsi bir kahve gibi içimdeydi. Kimisi acı, kimisi yumuşak, kimisi ise fazla sıcak.
Kahve birleşik mi?
Bu soru artık bir kimya sorusu değildi. Bu, bir insan sorusuydu.
Çünkü insanlar da kahve gibiydi:
Karışıyorlar, çözünüyorlar, bazen taşıyorlar.
Ve en kötüsü, hiçbir zaman tamamen aynı kalmıyorlar.
Soğuyan Kahve, Soğuyan Düşünceler
Fincanı elime aldım. Soğumuştu.
Bir yudum içtim. Tadını daha net hissettim. Acı biraz daha belirgindi. Sanki kahve bana şunu söylüyordu:
“Ben zaten hiç birleşik olmadım. Sen beni öyle görmek istedin.”
O an içimde bir şey çözüldü. Belki de uzun zamandır ilk kez bu kadar net hissettim.
Hayat da kahve gibiydi. Biz onu bütün sanıyorduk, ama aslında parçaların bir araya gelip geçici bir anlam oluşturmasıydı.
Kayseri’nin Sessizliği ve İçimdeki Gürültü
Dışarı baktım. Kayseri sessizdi. Ama içim hiç öyle değildi.
İçimde bir kalabalık vardı. Konuşmalar, yarım kalmış cümleler, söylenmemiş şeyler…
Ve birden fark ettim: Ben aslında hep bir “birleşiklik” arıyordum. İnsanlarda, anılarda, hatta kahvede bile.
Ama belki de hiçbir şey birleşik değildi.
Belki de mesele birleşmek değil, yan yana durabilmekti.
Bir Kararın Eşiğinde
Telefonu tekrar elime aldım. Mesaj hâlâ oradaydı.
“Bir gün kahve içelim mi?”
Bu kez farklı baktım.
Cevap yazarken elim titremedi.
“Olur,” yazdım.
Ama içimde şunu da biliyordum: O kahve birleşik olmayacaktı. Biz de olmayacaktık. Ama belki bir süreliğine, aynı masada durabilecektik.
Ve bu bile yeterdi.
Kahve Birleşik mi? Belki de Yanlış Soruyu Soruyordum
O gece defterimi açtım tekrar. Şöyle yazdım:
“Kahve birleşik mi bilmiyorum. Ama bazı sorular insanı bir arada tutuyor.”
Belki de kahve, birleşik olup olmadığını sormak için değil, içilirken hissedilen şeyleri fark etmek içindi.
Acıyı.
Sıcaklığı.
Yavaşlamayı.
Beklemeyi.
Son Yudum
Fincanı son kez elime aldım. Dibinde kalan izlere baktım.
Ve anladım:
Kahve birleşik değildi.
Ama insanın içine dokunan her şey gibi, anlamlıydı.
Ve belki de en önemlisi şuydu:
Bir şeyin birleşik olup olmaması değil, sende neyi bir araya getirdiği önemliydi.